
____________________________________________
BASIN AÇIKLAMASI - 23 ŞUBAT 2008
Toplumun birçok kesiminin tüm uyarılarına karşın anayasada yapılan düzenlemeler Cumhuriyetimizin temel değerlerine meydan okumaktır.
AKP Hükümeti, kıyafet özgürlüğü, eğitim özgürlüğü getiriyoruz söylemleriyle kadınların yaşama özgürlükleri ellerinden almak istiyor.
Kadınlar, sözde özgürlükçü söylemlerle baskı altına alınmak istenmekte, ülkemizin 84 yıllık kazanımları yok edilmeye çalışılmaktadır.
Yolsuzluk, yoksulluk, işsizlik, terör, şiddet ve onca ekonomik sorun varken, türban konusunun öne çıkartılması art niyetlidir, gündemi değiştirmektir ve yanlıştır. Türban konusu tartışılırken, ekonomik ve politik çöküntüler, Türkiye'nin emperyalizme teslimi, türbanla perdelenmeye çalışılmakta, türbanla ülkenin gerçek gündemi örtülmektedir.

Bu düzenleme üniversitelerde öğrencileri, türbanlı-türbansız, Müslüman-laik gibi ayrımlara yol açacak, toplumda kamplaşmaları körükleyecektir. Bu düzenlemenin kimseye özgürlük getirmeyeceği açıktır. Türban aslında halkın gündeminde olmayan, ama hepimize dayatılan bir konudur. Türban sorunu özgürlüklerle ilgili değildir ve başbakanın kendi sözü ile siyasi bir simgedir. Ülkemizi gereksiz çatışma ortamına sürükleyecek, üniversiteleri türban bağlama şekline göre tarikat yuvası haline getirecek bu uygulama ile ne kadınlar daha özgür, ne üniversiteler daha çağdaş, ne de ülkemiz daha demokratik olabilir. Bu durum ülkede demokrasi adına demokrasiyi ortadan kaldırma girişimidir. Bu hedeflerine öncelikle üniversitelerde sonra sırasıyla kamu kuruluşlarında ve son olarak da ilköğretimde ve liselerde devam edeceklerdir.
Ekonomik krizin kapıda olduğu, işsizliğin % 20'lere dayandığı, üniversite kapılarında milyonlarca gencin umutsuzlukla beklediği, dershanelere trilyonların aktarıldığı, açlık ve sefaletin kol gezdiği bir Türkiye'de en önemli sorunun türban sorunu olmadığı gün gibi aşikardır.
Üniversitelerde okuyan gençlerimizin sorunu başlarının açık ya da kapalı olması değil, nitelikli, parasız, bilimsel bir eğitim ve eğitim sonrası istihdamdır. Ekonomi politikalarını IMF ve Dünya Bankası'na teslim edenlerin yapmaya çalıştıkları düzenlemeler, üniversite gençliğinin sorunlarına çare bulmak değil, Cumhuriyetin temel taşı olan "Laiklik" ilkesini ortadan kaldırmaktır. AKP Hükümeti; halkı türban gündemiyle oyalayarak emekçilerin, üretenlerin elindeki tüm kazanımları yok etmektedir. ABD yörüngesindeki politikalarını rahatça yaşama geçirmek, özelleştirme ve talan politikaları ile kamunun elindeki son işletmeleri de sermayedarlara peşkeş çekmektedir. AKP, bütün bunları türbanın arkasına saklamaya çalışmaktadır.
Laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti'ni, Atatürk ilke ve devrimlerini savunmayı her koşulda sürdüreceğimizi bir kez daha vurguluyor, toplumun tüm kesimlerini bu mücadelemize destek olmaya çağırıyoruz.
Sayın Cuhurbaşkanı'nın dün onayladığı anayasa değişikliği umarız ki, toplumun tüm katmanlarında rahatsızlığa yol açmayacak bir şekilde ele alınır.
YÜCE ATATÜRK;
Güzel yurdumuz zorlu bir dönemeçten geçiyor. Cumhuriyetimizin temelini oluşturan kazanımlarımız, iktidarın ve yandaşlarının siyasine emellerine kurban edilmek isteniyor.
Ulus devletlerini, milliyetleri ve inançlarına göre birbirine düşürmek isteyen emperyalizm, şimdi de ülkemizde, kutsal din duygularını araç edinerek, cumhuriyetimizin temel ilkelerinden olan laikliği ortadan kaldırmaya çalışıyor.
Biz, bu oyunun farkındayız. Ülkemizi karşı devrimin işgaline teslim etmeyeceğiz.
Sizden güç alarak buradayız. Ayakta ve uyanık olmaya devam edeceğiz.
Saygılarımızla. 23.02.2008
ÇYDD, EĞİTİM-İŞ, VÜNİDER
_______________________________________________________________________
KAMUOYUNA
Son zamanlarda Türkiye'de artarak hissettiğimiz dinsel inançların sömürülmesi olgusu, insanlığın yüzyıllardır karşı karşıya kaldığı bir gerçektir. Cumhuriyet tarihimize bakıldığında, dini siyasete açıkça alet eden bazı siyasi çevrelerin, kendi güç ve otoritesini sürdürülebilmek adına yürüttüğü politikalar sonucu bu duruma gelindiği görülmektedir. Bugün yaşadıklarımızı tarihin kara bir tekrarı olarak algılıyoruz.
Türbanın basit bir siyasi sembol değil, tümüyle ideolojik bir simge olduğu ve bu simgeyle kadınlarımızın Cumhuriyet Devrimleri sayesinde kazandıkları haklarının ve çağdaş kimliklerinin yok edilmek istendiği ortadadır. Türbanın Yüksek Öğretimde serbest bırakılması kararıyla, Cumhuriyet ilkelerini çarpıtarak totaliter bir din devletinin kurulması yönünde ciddi bir adım atılmış sayılacaktır. Oynanan bütün bu oyunların arkasında ABD'nin Türkiye için öngördüğü Ilımlı İslam Modeli ve henüz Türkiye ölçüsünde çağdaşlaşamamış diğer İslam ülkelerinin yönettiği "yeşil sermaye" bulunmaktadır. Bilimin ve çağdaşlığın öncüleri olması gereken üniversitelerde ve giderek diğer tüm eğitim kurumlarıyla kamusal alanda serbestleştirilmek istenen türban nedeniyle, ülkemizin geleceğinde önlenmesi çok zor toplumsal yaralar açılacaktır.
Bugün yapılmak istenen kılık kıyafet düzenlemeleriyle vatandaşlarımızın
özgürlüklerinin ve haklarının iyileştirilmek istenmesi bir yalandır. Asıl yapılmak istenen yüz yıllardır farklı inanç, dil ve etnik kökene bakılmaksızın birlikte yaşamayı başardığımız bu coğrafyada halkın bölünüp parçalanmasıdır.
Bizler, Cumhuriyetin kazanımlarıyla yetiştiğini bilen Öğretim Elemanları olarak, planlanan kılık kıyafet düzenlenmesiyle varılmak istenen amaçların karşısında olduğumuzu, kınadığımızı, aldanmayacağımızı ve mücadele edeceğimizi kamuoyuna duyururuz.
03.02.2008
VÜNİDER Yönetim Kurulu
_________________________________________________________
Dünyaca ünlü İnsan Fizyolojisi profesörlerinden PETER SURAI
VÜNİDER'in de katkılarıyla
bir konferans vermek üzere
Üniversitemize davet edilmiştir.

Prof. Dr. Peter Surai (Division of Environmental and Evolutionary Biology Glasgow Üniversitesi İngiltere, Scottish Agricultural College Edinburgh İngiltere, Trakia Üniversitesi Bulgaristan ve Alltech İngiltere)
Eğitimine Kharkov Üniversitesi'nde (Ukrayna) başlayan Peter Surai, daha sonra Ukrayna Kanatlı Araştırma Enstitüsü'nde, antioksidanların ve vitaminlerin oksidasyon üzerindeki etkilerini araştırarak biyokimya üzerine olan doktora eğitimini tamamlamıştır. Daha sonra Ukrayna Kanatlı Araştırma Enstitüsü, Fizyoloji, Biyokimya ve Besleme Anabilim Dalı başkanı olan Prof. Surai, iki sene sonra Kharkov Üniversitesi'nde İnsan Fizyolojisi Profesörü olmuştur.
1994 yılında, antioksidanlar üzerine yaptığı araştırmalara devam etmek amacıyla İskoçya'ya taşınan Prof. Dr. Surai, 2000 yılında SAC'dan (Scottish Agricultural College), Besleme ve Biyokimya Bilim Dalında Profesörlük unvanını almıştır.
Kısa bir süre önce Prof.Dr.Surai'ye Szent Instvan Üniversitesi (Macaristan), Glasgow Üniversitesi (İskoçya) ve Trakia Üniversitesi (Bulgaristan) tarafından Fahri Doktorluk unvanı verilmesinin yanı sıra Ziyaretçi Prof olarak çalışma olanağı sunulmuştur.
Prof. Dr. Surai'nin temel araştırma konusu, hayvan besleme, üreme fonksiyonu ve fonksiyonel gıda üretiminde antioksidan metabolizması olmuştur.
Bu konu üzerinde 500'ün üzerinde yayınlanmış çalışmaya sahip olan Prof. Surai 1999 yılında, selenyumla zenginleştirilmiş yumurta üretimi konusunda yaptığı katkılar nedeniyle John Logie Baird Ödülü'nü almaya layık görülmüştür.
2000 yıılnda ise kanatlı endüstrisine yaptığı katkılar nedeniyle araştırma alanında The World's Poultry Science Association Ödülü'nü kazanmıştır.
Prof. Dr. Surai, son 5 yılda 55'in üzerinde ülkede antioksidanlar, çoklu doymamış yağ asitleri ve mikotoksinlerin insane ve hayvan sağlığı ile ilişkileri konusunda seminerler vermiştir.
Scopus Directöründe SCI'de yer alan dergilerde şu anda yaklaşık 110 Makalesi ve bu makalelere 1843 adet atıf mevcuttur.
"Kanatlı Beslemesinde ve Üremesinde Doğal Antioksidantlar" başlıklı kitabı 2002 yılında Nottingham University Press tarafından basılan Prof. Surai'nin "Besleme ve Sağlıkta Selenyum" başlıklı diğer kitabı aynı yayınevi tarafından 2006 yılı içinde basılmıştır.
________________________________________________________________
KAMUOYUNA
VÜNİDER, 3 Ocak 2008 tarihinde Diyarbakır'da gerçekleşen hain saldırıyı şiddetle kınamaktadır. İnsan yaşamını her şeyin üstünde tuttuğumuzu, terör ve şiddet kaynaklı bu tür olayların hiç bir şeyin çözümü olmadığına inandığımızı kamuoyu ile paylaşmak isteriz.
Kaybettiğimiz tüm vatandaşlarımıza rahmet, yakınlarına ve tüm halkımıza baş sağlığı dileriz.
VÜNİDER
__________________________________________________

Yrd. Doç. Dr. Mehmet Korkmaz
Derneğimiz Üyelerinden, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Mehmet Korkmaz'ın yürütücüsü olduğu, Ulusal Bor Enstitüsü güdümlü projelerinden "BOR MİNERALİNİN PROSTAT KANSERİNE ETKİSİNİN BELİRLENMESİ: TOPLUMA DAYALI ÇALIŞMA" adlı proje, Almanya'nın ünlü ilaç firmalarından BAYER-SCHERING AG'nin "En iyi Klinik Çalışma" ödülüne layık görülmüştür.
28 Kasım - 02 Aralık tarihlerinde düzenlenen uluslar arası boyuttaki 8. Ankara Üroonkoloji Kursunda bir sunumla tanıtılan projenin yürütücülüğünü, Ulusal Bor Enstitüsü adına Yrd. Doç. Dr. Mehmet Korkmaz yapmaktadır. Projeye Üroloji-Patoloji ayağını Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Ana Bilim Dalı, Kimyasal Analizler ayağını ise ODTÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü destek vermişlerdir.
VÜNİDER bilim insanlarımızın uluslar arası başarılarının devamını diler.
Van Üniversite Öğretim Elemanları Derneği
(VÜNİDER)
________________________________________________________________
VAN ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ELEMANLARI DERNEĞİ
(VÜNİDER)
2. OLAĞAN GENEL KURULU
Derneğimizin 2. Olağan Genel Kurulu 08 Aralık 2007 günü saat 14.00'de, 46 üyenin katılımıyla başlatılmış, Mustafa Kemal Atatürk ve Tüm Şehitlerimiz için saygı duruşuyla açılmıştır.
Prof. Dr. Sefer ÖRÇEN, Dr. M. Ali ÇELİKEL ve Arş. Gör. Hülya ÇALIŞKAN'dan oluşan Divan seçiminden sonra raporların okunmasına geçilmiştir.
Dernek Sekreteri Sinan KILIÇ M.A. Faaliyet Raporunu (raporu gömek için tıklayınız), ardından Dernek Saymanı Funda MASDAR M.A. Saymanlık Raporunu (raporu gömek için tıklayınız) ve daha sonra Denetim Kurulu Üyesi Dr. Handan TUNÇ Denetim Kurulu Raporunu (raporu gömek için tıklayınız) okumuştur.
Raporların okunmasının ardından Divan Başkanlığı görüş ve önerisi olup olmayanları sorulmuş ve Prof. Dr. Zühre ŞENTÜRK söz istemiştir. Derneğimiz için gerçekten özveriyle çalışmış olan Yönetim Kurulu'na teşekkür eden Şentürk, dernek faaliyetlerine üye katılımının az olduğunu dile getirmiş ve yeni dönemdeki faaliyetlere daha geniş katılım için ümitli olduğunu bildirmiştir.
Bu konuşmanın ardından başka söz almak isteyen olmaması üzerine Divan Başkanlığı 1. Dönem Yönetim Kurulu'nun aklanması için oylama yapmış ve 1. Dönem Yöneti Kurulu oy birliği ile aklanmıştır.
Aklanmanın ardından 1. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mustafa KARABIYIKOĞLU söz almıştır. Sivil toplum kuruluşları arasında akademik nitelikli derneklerin özel bir yeri olması gerektiğini dile getiren Karabıyıkoğlu, bu tür derneklerin toplumların aydınlanmasında öncü rolleri olduğunu bilmek gerektiğinden söz etmiş, akademisyenlerin kurduğu VÜNİDER'in de kendi Yönetim Kurulu Başkanlığı döneminde bu sorumlulukla hareket ettiğinin altını çizmiştir.
Bu konuşmanın ardından söz alan Üye Dr. Mehmet KORKMAZ, önümüzdeki dönemin Türkiye'de Yüksek Öğrenim açısından oldukça büyük değişikliklerin planlandığını, Derneğin bu değişiklikleri iyi izleyip tavrını ortaya koyması gerektiğini belirtmiştir. Korkmaz, özellikle Yeni Üniversite modelinin oluşturulmaya çalışıldığı, Yüksek Öğrenimde bilim ve etik konularının ön plana çıktığı ve ayrıca ülkemizde yapılan bilimsel yayınların akademik kariyer kaygısı taşıdığı, oysa bu tür yayınların bilimsel değer kaygısı taşıması gerektiği konularında Derneğin yeni dönemde üzerine düşeni yapması gerektiğinin altını çizmiştir.
Daha sonra söz alan Prof. Dr. Ayşe Yüksel, derneklerde her üyenin aktif katılımının sağlanması gerektiğini, ancak bununla etkili bir güç birliği elde edilebileceğini dile getirmiştir. Derneğimizin web sayfasını hazırlayan Sanem ŞEHRİBANOĞLU'NA teşekkür ederek, Sinan KILIÇ'ın haber verdiği, yoksul öğrencilere ayakkabı toplama kampanyası gibi, VÜNİDER'in öğrencilerimizin her anlamda gelişmesi için projeler üretmesi gerektiğini söylemiştir.
Bu konuşmanın ardında Sinan KILIÇ M.A., VÜNİDER'in artık ulusal alandaki en aktif akademisyen derneklerinden biri olduğunu, e-posta kutusuna gelen mesajların bunu gösterdiğini, bu mesajlardan sadece Yüksek Öğrenimle ilgili olanların üyelere iletildiğini belirtmiştir. Ancak bugüne kadar üyelerden pek az öneri, dilek ve haber geldiğini, oysa internet iletişimi için alt yapının çoktan hazır olduğunu ve haberleşmenin çok daha kolaylaştığını belirtmiştir.
Dilek ve önerilerin ardından Divan Başkanlığı yeni Yönetim Kurulu ve Denetim Kurulu için oylamaya geçileceğini bildirmiştir. Adayların belirlenmesinden sonra oylama yapılmıştır. Yapılan oylama aşağıdaki gibi sonuçlanmıtır:
Yönetim Kurulu Asil Üyeliğine seçilenler:
Tamer EDİRNE (42 oy)
Funda MASDAR (40 oy)
Filiz KARADAŞ (38 oy)
Harun AYDIN (37 oy)
Mehmet MELEK (30 oy)
Recep YILDIZHAN (29 oy)
Kurtuluş GÜNAY (29 oy)
Yönetim Kurulu Yedek Üyeliğine seçilenler:
M. Ali ÇELİKEL (20 oy)
A. Banu KEMALOĞLU (16 oy)
Hümeyra YILDIRIM CAN (15 oy)
Tahsin UZUN (10 oy)
Hacer ÇELİK ATEŞ (9 oy)
Nedim TURAN (8 oy)
H. Ali GÜLEÇ (4 oy)
Denetim Kurulu Asil Üyeliğine seçilenler:
M. Bülent ASMA (39 oy)
Ayşe YÜKSEL (35 oy)
Tuğrul ERBAYDAR (19 oy)
Denetim Kurulu Yedek Üyeliğine seçilenler:
M. Salih ÖZGÖKÇE (19 oy)
Necla ÇALIŞKAN KILIÇ (18 oy)
Hüseyin GÜDÜCÜOĞLU (6 oy)
______________________________________________________________________
D U Y U R U
30 Kasım 2007 günü Isparta yakınlarında meydana gelen uçak kazasında 57 yurttaşımız yaşamlarını yitirmiştir.
Van Üniversite Öğretim Elemanları Derneği (VÜNİDER),
kaybettiğimiz tüm yurttaşlarımız ve kayıplarımız arasında bulunan
Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Elemanlarından
Prof. Dr. Engin ARIK
Arş. Gör. Berkol DOĞAN
ve
Yüksek Lisan Öğrencisi Engin ARBAT
ile
Doğuş Üniversitesi Öğretim Elemanlarından
Prof. Dr. Fatma ŞENEL BOYDAĞ
Doç. Dr. İskender HİKMET
ve
Arş. Gör. Mustafa FİDAN
için büyük üzüntü duymuştur.
Derneğimiz, yapılacak bir bilimsel toplantıya katılmak için seyahat etmekte olan bu bilim insanlarının ve öğrencilerin kayıplarını ülkemizin ve ulusumuzun kayıpları olarak değerlendirmektedir.
Kaybettiğimiz tüm yurttaşlarımızın Yakınlarına, bilim insanlarımızın ve öğrencilerimizin Üniversite Yönetimlerine, Mesai Arkadaşlarına ve tüm Fizik Bilimi Camiasına baş sağlığı dileriz.
VÜNİDER
--------------------------------------------------------------------------------------------------------
Ölümünün 69. yıldönümünde
Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu
Mustafa Kemal Atatürk'ü
saygı ve minnetle anıyoruz.

(01 Kasım 1930 günü TBMM'nde konuşma yaparken)
--------------------------------------------------------------------------------------------------------
Derneğimiz,
Değerli Bilim İnsanı, Öğretim Üyesi ve Siyaset Adamı
Sayın Erdal İnönü'nün
vefatından büyük üzüntü duymuştur.
VÜNİDER YK

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
D U Y U R U
VÜNİDER'in, "Sivil Anayasa Taslağı" biçiminde ülkemizdeki sivil toplum örgütlerinin tartışmasına sunulan taslakla ilgili görüşleri aşağıda bildirilmektedir.
Şu anda kamuoyunda yeni anayasa taslağıyla ilgili tartışmalar sürerken, diğer yandan doğal eleştirilerin her biri sert tepkilerle karşılanmaktadır. En ilgili kurumlara "kendi işinize bakın" uyarısı yapılmakta, bu taslağa karşı çıkacak kesimlerin hassasiyetlerini gözden kaçırıcı karşı sorularla kamuoyu yanıltılmak istenmektedir. Yüksek öğretimde kılık kıyafete ilişkin madde taslağa karşı çıkanların tek sorunu gibi gösterilmeye çalışılmakta, YÖK'ün yeniden düzenlenmesine karşı çıkanlar "YÖK taraftarı" olmakla suçlanmakta, taslak 1982 Anayasası karşısında özgürlükçü bir anayasa olarak tanımlanmakta ve eleştiriler cuntacılıkla birleştirilmek istenmektedir.
Geçmişe bakıldığında Türkiye'de anayasaların olağanüstü dönemlerde yapıldığı görülmektedir. İlk anayasa, 1876 yılında II. Abdülhamit'in tahta çıkarılması karşılığında bir tür saray darbesiyle kabul edilerek ilan edilmiş ve bu anayasayla Padişahın yetkileri sınırlandırılmıştır. Ancak II. Abdülhamit bir süre sonra meclisi toplantıya çağırmayarak ülkede uzun süren kanlı iç çatışmalara neden olmuş ve çatışmaların sonlanması için 1908'de aynı anayasa yeniden kabul edilmek zorunda kalmıştır. 1921 Anayasası Milli Mücadele'nin sürdüğü yıllarda İstanbul Hükümeti'ne karşı yürütülen yoğun savaşım sırasında Mustafa Kemal ve arkadaşlarını "Anadolu İhtilalcileri" olarak tanımlayan bir savaş anayasasıdır. Günümüz Türkiye'sinin başlangıcı, Osmanlı Devleti'ni yıkıp, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu ilan eden 1924 Anayasası'dır. Bu anayasa gerçekte sadece Türkiye halkının mücadelesi değil, tüm dünyadaki benzer milli mücadelenin bağımsızlık zaferini simgelemektedir. Beşinci anayasa, çok partili sisteme geçiş sancılarının yaşandığı süreç içinde demokratikleşmeyi salt çoğunluk sistemine endeksleyen yanlış siyasi uygulamaların yarattığı kargaşa ortamına son vermek amacıyla, 1961 yılında kabul edilmiştir. Bu anayasa bir devrim anayasası niteliği taşımaktadır. Altıncı anayasa olan 1982 Anayasası, dünyadaki soğuk savaşın yarattığı bir siyasi paranoya olan "komünizm tehlikesi"nin sürekli enjekte edildiği bir ortamda, Türkiye'deki siyasi çatışmalara son veren askeri müdahalenin bir ürünüdür. Bu anayasa 1961 Anayasası'na göre düşünce özgürlüğünü tek yanlı olarak sınırlamış ve günümüze kadar geçen süreçte değişime uğrayarak içinde bulunduğumuz koşullara cevap verebilecek hale getirilmeye çalışılmıştır. Şimdi sormak gerekir: Türkiye'de ne olmuştur ki, bugünkü iktidar anayasayı bütünüyle değiştirmek istemektedir?
Anayasa değişiklikleri ya da bütünüyle anayasa oluşturmak toplumsal uzlaşı ve katılımla olanaklıdır. "Sivil" adlandırması bir durumu masum kılmadığı gibi, üniformasız olmak sivil olmayı garanti altına almamaktadır. Anımsamak gerekir ki, Mussolini de Hitler de sivil idi.
Söz konusu anayasa taslağının hazırlanış süreçlerinin kamuoyundan gizlenmesi, bu anayasayı dünyada bilinen tüm anayasalardan farklı kılmaktadır. Altısı akademisyen 11 üyeden oluşan Anayasa Hazırlık Komisyonu'nun hangi ölçütlere göre seçildiği belli değildir. Sipariş edildiği anlaşılan, 136 esas ve dokuz geçici maddelik taslağın, ana fikrinin kimler tarafından oluşturulduğu bilinmemektedir. Bu hazırlanış yöntemi nedeniyle öne sürülen yeni anayasaya "sivil" adını yakıştırmak sahte bir tavırdır.
Taslak maddeleri üzerinde detaylı yorumların hukukçular tarafından yapılması gerektiği tarafımızca bilinmektedir. Ancak yine de taslakta öngörülen bazı düzenlemelere kamuoyunun dikkati çekilmelidir:
- Daha önceki anayasalarda yer alan "devletin dili" ifadesi yerine taslağın 3. maddesinin 2. bendinde "resmi dil" ifadesine yer verilmektedir. Bu ifade, çok dilli bir ülkenin resmi yazışmalarda kabul ettiği dilin Türkçe olduğu anlamını taşımaktadır. Bu düzenlemeyle daha önceki, eğitim ve yaşamda dil birliğini sağlayan hükümler ortadan kaldırılmaktadır.
- Daha önceki anayasalarda uluslar arası ve uluslar üstü kuruluş üyeliğinden kaynaklanan kararlar tavsiye niteliğinde sayılmaktaydı. Bu taslakta yer verilen egemenlikle ilgili 5. maddede, söz konusu kararlara uyulması anayasal güvence altına alınmaktadır. Bu durumda örneğin AB mahkemelerinin Türkiye Cumhuriyeti aleyhinde verdiği ya da gelecekte vereceği tüm kararlara uyulacağı güvencesi şimdiden verilmiş olmaktadır.
- Uluslar arası anlaşmalar doğrultusunda kadın haklarını güvence altına alan daha önceki anayasalara karşın, bu anayasa taslağında sadece 9. maddenin 3.bendinde "kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engelliler gibi özel surette korunmayı gerektiren kesimler" şeklindeki tümcede, kadının nasıl algılandığı açıkça görülmektedir.
- Türkiye Cumhuriyeti anayasalarının değiştirilmez maddelerinden biri olarak kabul edilen laiklik ilkesi yeniden anlamlandırılmaya çalışılmaktadır. "Laik" sözcüğüne sadece giriş paragrafında içeriğinden yoksun bir halde yer verilmektedir. Bu konuya değinen taslağın 24 ve 25. maddeleri alternatif biçimler de sunularak, bütünüyle din ve inanç özgürlüğü açılımları halinde düzenlenmektedir. Bu açılımlar bir bakıma Lozan'daki azınlıklarla ilgili kurulmuş olan dengeleri değiştirmeye yönelik özgürlüklerin kapılarını açabilecektir.
- Taslağın 35. maddesinde üç alternatifli olarak düzenlenen vatandaşlık kavramı ile, "Türk" tanımı tartışmaya açılmakta ve böylece gelecekte üniter devlet yapısına ters düşebilecek yasaların yapılmasına olanak sağlanmaktadır.
- 67. maddenin 5. bendindeki meclisin görevleriyle ilgili bölümde, uluslar arası hemen tüm anlaşmalar kanun hükmünde sayılmış, bu hükümlere anayasa mahkemesi yoluyla itiraz etme hakkı ortadan kaldırılmıştır. Böylece hükümetlerin imzaladığı uluslar arası anlaşmaların tartışılması ya da geçersiz kılınması olanaksız hale getirilmiştir.
- Taslağın 81. maddesinde Cumhurbaşkanı'nın yetkileri daraltılırken, özellikle tarafsızlık gerektiren yargı ve yüksek öğretim alanındaki atamaların bütünüyle hükümete devredilmesi dikkat çekmektedir. Tarafsız olma özelliği taşıyan Cumhurbaşkanlığı sembolik görevleri olan bir makama dönüştürülmektedir.
- Taslağın 90 ve 91. maddelerinde üç alternatifli sunulan milli savunma ile ilgili bölümünde, Milli Güvenlik Kurulu oluşumundan Jandarma Genel Komutanlığı temsilcisi çıkarılmaktadır. Böylece jandarma komutanlığının görev alanındaki ülke güvenliğini ilgilendiren konular hükümet temsilcileri aracılığıyla kurulda görüşülebilecektir. Bu ülke güvenliği ile ilgili tüm sorumluluk ve kararların hükümetlere bırakılması anlamını taşımaktadır.
- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu işleyişini düzenleyen 109. madde ile, ilk kez Adalet Bakanlığı Müsteşarı'nın tabi üyeliği, hâkim ve savcıların Adalet Bakanlığı'na bağlı müfettişler tarafından denetlenmesi ve savcıların görev sürelerinin dört yıl ile sınırlandırılması gibi tarafsızlık gerektiren konular hükümetlerin inisiyatifine bırakılmaktadır.
- Taslağın Yüksek Askeri Şura kararlarını yargı denetimine açan 119. maddenin 2. bendine karşın, milletvekilliği dokunulmazlıkları kaldırılamamıştır. Ancak milletvekili dokunulmazlığını düzenleyen 60. maddenin 3. bendinde ağır ceza mahkemesinin görevlerine giren suçlarda (zimmet, rüşvet, kaçakçılık, dolandırıcılık, hırsızlık) suçüstü hali gerçekleştiğinde tutuksuz yargı yolu açılmıştır. Bir milletvekilinin bu gibi suç hallerinde suçüstü yakalanma olasılığı dikkate alınırsa, söz konusu maddenin ne kadar göstermelik olduğu kolayca fark edilebilir.
- Meclis tarafından çıkarılan yasaların anayasaya uygun olup olmadığına karar veren Anayasa Mahkemesi'nin üye sayısı ve üyelerinin atanma biçimleri, 112. maddede kuvvetler ayrılığı ilkesini bozacak biçimde, iktidarın görüşünü garanti altına alacak düzenlemelerle değiştirilmektedir.
- Daha önceki anayasalarda bulunan dış ticarete ve özelleştirmeye ilişkin tedbirler ve engeller, taslağın 126, 127 ve 128. maddeleriyle bütünüyle ortadan kaldırılmış, bu inisiyatif kanunla düzenlemeler yolu benimsenerek hükümetlere devredilmiştir. Böylece ulusal sermayeyi koruyan ve yabancı sermayeyi kontrol eden tüm yasal engeller anayasal güvence kapsamından çıkarılmıştır.
- Taslağın 130. maddesinde ele alınan doğal servet ve kaynakların özel teşebbüse devredilmesi önündeki anayasal engeller ortadan kaldırılmıştır.
- Taslağın ormanların korunmasıyla ilgili 131. maddesindeki hükümler, ormanların korunması ve geliştirilmesi adı altında, daha çok orman arazilerinin daraltılması ve satışına ilişkin hükümler içermektedir. Bu madde ayrıca 23.07.2007 tarihinden geriye doğru, 31.12.1981 tarihinde kabul edilmiş orman yasasından sonraki tüm suçları affeder ve satış hakkını bu yasadışı ihlal sahiplerine satış hakkı önceliği tanır biçimde düzenlenmektedir.
Türkiye'deki hukuk çevrelerinin saptadığına göre, bu Anayasa Taslağı, satır aralarında yapılan düzenlemelerle kabul edildiği takdirde, yaklaşık 320 yasa değiştirilmek zorunda kalacaktır. Bu durum gelecekte şu temel sonuçların ortaya çıkmasına neden olabilir:
- Kemalizm ideolojisinin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin "Cumhuriyeti Koruma" ilkesi zayıflatılmış ve hatta tasfiye edilmiş olacaktır.
- Dil ve kültür birliği temelindeki "laik devlet" kimliği, ulusal değerleri zayıflatılmış "çok kültürlü", "çok dilli" ve "çok dinli" bir temel üzerine oturtulmuş olacaktır.
- Yasama, yürütme ve yargıdan oluşan demokrasilerin vazgeçilmez kuvvetler ayrılığı ilkesi ortadan kaldırılmış olacaktır.
- Ekonomik ve ticari alanlar yoluyla Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı, ABD ve AB talepleri doğrultusunda ve bugünkü iktidarın taahhüt ettiği biçimde ipotek altına alınmış olacaktır.
Bu tehlikeler karşısında toplumun her ferdi uyanık olmak zorundadır.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur
VÜNİDER
--------------------------------------------------------------------------------------------------------
KAMUOYUNA,
VÜNİDER son günlerde yaşadığımız terör olaylarını şiddetle kınamaktadır. Terör olaylarının yoğunlaşarak kent merkezlerine kadar inmesine ve kayıplarımızın giderek çoğalmasına uygulanan yanlış karar ve politikaların neden olduğunun bilincindeyiz. Bu yanlış karar ve politikalar sonucunda Türk halkının oyalandığı, aldatıldığı ve yalnız bırakıldığı ortadadır. Yaşanan terör olaylarının ardında Türkiye'de barışı, huzuru, birliği ve beraberliği istemeyen güçlerin ve hatta ülkelerin bulunduğu artık tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmiştir. Bu hain güç ve ülkeler bize asla dost ve müttefik olamazlar. Terör olaylarına karşı alınacak önlemler konusunda herkesin çok daha duyarlı ve çok daha akıllı olması gerektiğini düşünüyoruz. Bugünkü iktidarı referandum, türban, YÖK ve anayasa değişikliği gibi konular yerine, Türkiye için çok daha hayati olan konulara yoğunlaşmaya davet ediyoruz.
Ulusumuzun başı sağ olsun.
VÜNİDER
--------------------------------------------------------------------------------------------------------
YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ REKTÜRLÜĞÜ'NÜN
VAN SİVİL TOPLUM KURULUŞ TEMSİLCİLERİYLE
YAPTIĞI TOPLANTI KONUSUNDA
VÜNİDER'İN İZLENİM VE GÖRÜŞLERİ
Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Rektörlüğü 29 Haziran günü Van'daki Sivil Toplum Kuruluş (STK) temsilcileriyle bir toplantı yapmıştır. Van Üniversite Öğretim Elemanları Derneği (VÜNİDER) bu toplantıya STK sıfatıyla davet edilmiş ve Yönetim Kurulu tarafından temsil edilmiştir. VÜNİDER bu toplantıyla ilgili izlenim ve görüşlerini kamuoyuyla paylaşılmak gereği duymaktadır.
Toplantının açış konuşmasını yapan YYÜ Rektörü Sayın Prof. Dr. Hasan Ceylan, Üniversitenin başlangıcından bu yana çok büyüdüğünü vurgulayarak, bu gelişmenin ağırlıklı olarak devlet eliyle sağlandığını, ancak Üniversitenin Van halkıyla bütünleşerek bilimsel ve kurumsal düzeyde gelişebilmesi için sadece devlet desteğinin yeterli olmadığını, Van STK'larının ve iş adamlarının katkılarının da önemli olacağını dile getirmiştir.
Van STK'ları Danışma Kurulu adına konuşma yapan Sayın Kadri Salaz ise, Üniversite-kent ilişkisini eleştirel bir yaklaşımla ele alarak, Van'daki STK'ların Üniversiteden beklentilerini şu başlıklar altında dile getirmiştir:
- Araştırma Hastanesi'ndeki personel sıkıntıları bir an önce giderilmelidir.
- Zemin etüdü nedeniyle Üniversite yerleşkesi dışına kurulması düşünülen hastanenin yerleşke içinde inşa edilmesi gerekmektedir.
- Haksız personel atamalarına son verilmelidir.
- Bölge gençlerine ön elemeyle öğrenci alınan bölümlerde öncelik tanınmalıdır.
- Büyük ihalelerde Vanlı iş adamlarına öncelik tanınmalıdır.
- DAKP çerçevesinde hiç hissedilmeyen Üniversitenin Van için proje üretmesi gerekmektedir.
- Üniversite halkın danışma alabileceği bir yer haline getirilmelidir.
Bu beklentiler karşısında Sayın Rektör Prof. Dr. Hasan Ceylan şu açıklamaları yapma gereği duymuştur:
- Araştırma Hastanesi'nde uzman doktor sıkıntısı olan pek az bölüm vardır. Ancak sorun, hükümetin son düzenlemeleri nedeniyle ortaya çıkan personel sıkıntısından kaynaklanmaktadır. Bu durum sadece Van'a özgü bir sıkıntı değildir. Üniversite hastanelerindeki hemşirelerin devlet hastaneleri için açılan kadrolara geçmesi nedeniyle, Türkiye'deki bütün üniversite hastaneleri aynı sorunu yaşamaktadır.
- Zamanında alınan yanlış kararlarla fay hattı üzerinde inşa edilen üniversite yerleşkesinde, meydana gelecek büyük bir deprem nedeniyle yaklaşık 20 bin insanın yaşamı tehlike altına girebilir. Akılcı bir yaklaşımla hastane inşaatı için zemin etüdü yapılarak Üniversite yerleşkesi dışında uygun bir yer seçilmiş ve kamulaştırılmıştır. Ancak kamulaştırılan arazinin iki yıl içinde kullanıma açılması zorunluluğu nedeniyle hastane inşaatı için en geç Ekim 2007 tarihine kadar temel atılması gerekmektedir.
- Devlet kurumlarına personel alımı merkezileştirildiği için "haksız atama" iddiaları artık geçerliliğini yitirmiş olmalıdır.
- Yetenek sınavıyla öğrenci alınan bölümlerle ilgili eleştirileri ortadan kaldırmak amacıyla, sınav jürileri diğer üniversitelerden davet edilen akademisyenlerle oluşturulmakta ve en küçük bir haksızlığın yaşanmasına meydan verilmemektedir.
- 100 trilyonluk Üniversite bütçesinin sadece 7-8 trilyonu yatırım bütçesidir. İhaleler yasalara uygun olarak yapılmak zorundadır. Herhangi bir kayırma yapmak doğru değildir.
- Van için projeler üretme konusunda Üniversite personeli elinden geleni yapmaktadır. Son birkaç yıldır Üniversite, içine itildiği sıkıntılar nedeniyle kendi asıl görevleri dışında birçok işle uğraşmak zorunda kalmış, bu da tabi olarak Üniversite personelinin performansını olumsuz yönde etkilemiştir.
- Bugün önemli olan, Vanlıların desteğiyle bundan sonra yapılacak işlere yoğunlaşmaktır.
Van STK'larının Danışma Kurulu aracılığıyla Üniversite yönetimine ilettiği beklentileri dikkatle izleyen VÜNİDER, bu beklentileri eleştirel bir yaklaşımla ele alma gereği duymuştur.
Van'daki STK'larla toplantı yapma talebinin Üniversite Rektörlüğü tarafından gündeme getirildiğini bilmekteyiz. Oysa STK olarak bizlerin bu tür toplantıları taban adına talep etmemiz daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Ne yazık ki, toplantı talebinin Üniversite Rektörlüğü'nden gelmiş olması "Van halkıyla bütünleşmek" yönünde eleştirileri dile getiren Van'daki çevrelerin bir çelişkisi olarak ortaya çıkmaktadır. VÜNİDER bu tür adımların geçmişte de Üniversite tarafından sürekli olarak atıldığını bilmektedir. Bu bağlamda Van Yardımseverler Derneği temsilcisi Sayın Fevzi Leventoğlu'nun dile getirdiği "Halka İnin" çağrısına neden gerek duyulduğu VÜNİDER tarafından anlaşılamamıştır. Zira YYÜ tüm bütçesi, personeli ve bilgi birikimiyle zaten halkın içindedir ve halkla bütünleşmek için girişimlerini sürdürmektedir. Bu vesileyle VÜNİDER, Üniversiteler gibi bilgi üreten kuruluşlarla, bilginin halk tarafından kullanımı ve halkla paylaşımı konularında ikna ve etkinlik yapma görevi olan STK'ların işbirliği yapması gereğinin önemle altını çizer. Bu anlamda STK'lar yapacakları etkinliklerle Üniversitenin halka inmesi sürecinde doğrudan rol oynamalıdırlar.
VÜNİDER'in Van'daki STK'lar adına kaydettiği iki önemli öneriden biri, Sayın Abidin Kasapoğlu'nun Van'daki engelli vatandaşlar için üniversitede çeşitli düzenlemelerin yapılması konusundadır. Diğer öneri ise Sayın Zelal Özgökçe'nin bölgedeki kadın sorunlarıyla ilgili Üniversitenin yapacağı çalışmalarla ilgilidir. VÜNİDER, Üniversitenin her iki konuda da ilgili birimlerini ivedilikle yönlendirmesi gerektiğini düşünmektedir.
VÜNİDER bu önerilerin dışındaki, "büyük ihalelerin Van'da kalması" ve "bölge gençlerine yetenek sınavlarında öncelik verilmesi" gibi isteklerin herhangi bir akılcı dayanağı olmadığı görüşündedir. Örneğin VÜNİDER, bölge gençlerine yetenek sınavlarında öncelik verilmesi yerine, Üniversiteden bu gençlere yönelik kısa dönemli eğitim programları hazırlanması talebinin daha doğru bir yaklaşım olacağını düşünmektedir. Bu bağlamda seçkin öğrenci, seçkin personel ve doğru ihalelerle Van'ın geleceğine yatırım yapıldığı unutulmamalıdır. Van'daki STK'lar bu tür geleceğe yönelik toplumsal yatırımları kuvvetle desteklemeli, kısa vadeli kâr ve çıkar amaçlı taleplerin sözcülüğünü asla yapmamalıdır.
Üniversiteyi "zemin etüdlerine karşın hastanenin Üniversite yerleşkesi içinde bir yere inşa etmeye" zorlamak ise tam anlamıyla akıldan uzak bir girişimdir. Türkiye'nin bir deprem ülkesi olduğunun bilinciyle VÜNİDER, Van'daki STK'ların Van için en değerlerli kurumlardan biri olan Üniversitenin daha sağlam zemini olan bir yere taşınması için gerekli mercileri uyarmalarını bekler. Van'daki STK'lar ayrıca Araştırma Hastanesi'ndeki sorunlar konusunda Üniversite yönetiminin değil, Üniversite hastanelerinde sorunlar yaşanmasına neden olan politikaların karşısında olmalıdır.
VÜNİDER son birkaç yıldır YYÜ'nün yaşadığı tatsız olaylar ve baskılar karşısında Van'daki STK'ların sessiz kaldıklarını düşünmektedir. Bu durum Van'ın, bu olaylar sırasında da Üniversitelerine açıkça sahip çıkmadıklarını göstermektedir. Yaşanan olaylar nedeniyle YYÜ'deki bir avuç öğretim elemanı bir araya gelerek, bağımsız Üniversite anlayışına sahip çıkmak adına VÜNİDER'i kurmuşlardır.
Avrupa Birliği ve Devlet Planlama Teşkilatı işbirliği çerçevesinde gerçekleştirilen Doğu Anadolu Kalkınma Programı (DAKP) konusunda, Devlet Planlama Teşkilatı'nın da önerisiyle YYÜ bu projenin bir parçası olmayı kabul etmiş ve kendi bünyesinde ivedilikle bir koordinatörlük oluşturmuştur. VÜNİDER çatısı altında toplanan öğretim üyelerinden bazıları bu koordinatörlükte görev almış ve DAKP için özveriyle çalışmışlardır. Ancak bu işbirliği anlaşılamayan nedenlerle engellenerek, YYÜ'nün DAKP'a katkı koyması sınırlı bir düzeyde bırakılmıştır. Bu çerçevede YYÜ bir öğretim üyesinin birkaç yıl boyunca DAKP bünyesinde çalışmasına onay vermiş, projenin son aşamasındaki eğitim programlarında Üniversite olanaklarını kullandırmış ve bazı akademik personelinin bugün yürüyen DAKP projelerinin birçoğunda görev almasına olanak sağlamıştır. Van'daki STK'lar DAKP konusunda YYÜ'de bir eksiklik aramak yerine, YYÜ'nün bu projelerden dışlanmasının nedenleri üzerinde durmalıdır.
Unutulmamalıdır ki, 1968 yılında Vanlılar tarafından kurulmuş bir STK olan Van Üniversite ve Yüksekokulları Kurma ve Yaşatma Derneği'nin yıllar süren girişimleri sonucu Van'da bir üniversite kurulabilmiştir.
Son olarak, Eski Rektör Sayın Prof. Dr. Yücel Aşkın'ın veda konuşmasında Üniversitenin kente sağladığı katkılar ile ilgili görüşleri tekrar anımsamakta yarar vardır: Uygulama alanına katkı bakımından Üniversitemiz değerlendirildiğinde, sınırlı birikimleri itibariyle anlamayanlar olsa da, kurulduğundan bu yana en büyük katkı söz konusu dönemde sağlanmıştır. Uydu teknolojilerini kullanarak Van kentinin sayısal haritalarının çıkarılması, Van gölünde avcılığın denetim altına alınması, kışlık arpa ekimi ve silaj tekniğinin yerleştirilmesi, Van yemek kültür envanterinin hazırlanması, Van Gölü Havzası Kalkınma Enstitüsü'nün kurulması, Van ili sanayi envanterinin hazırlanması, Van ili kültür varlıkları envanterinin birinci cildinin çıkarılması, Van Yüksek İhtisas Hastanesi'nin YYÜ elemanlarınca kurulması ve binlerce hastanın Van'da tedavi edilebilir hale gelmesi, Van kentinin yeni yerleşim alanının tespiti ve zemin etütlerinin yapılması, Van gölünde sismik sondajların yapılması bunlardan bazılarıdır. Söz konusu süreçte YYÜ'nün kültürel sanatsal etkinlikleri de hızla artmış, ülkemizin değerli sanatçı, bilim adamı ve düşünürleri birikimlerini bizlerle paylaşmışlardır.
VÜNİDER, Van'daki STK'lara kendi Üniversitelerindeki potansiyelin değerini iyi bilmeleri, bu potansiyelin kente ve bölgeye olan yararlarını iyi tahlil etmeleri gerektiğini anımsatarak, toplumsal gelişmenin bölge ve ülke genelinde sağlanması için yapılacak her türlü girişimde işbirliğine hazır olduğunu bildirmekten kıvanç duyar.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------
VÜNİDER'in düzenlediği
Geleneksel Eğitim Öğretim Dönemi Kapanış Kokteyli
29 Haziran 2007 Cuma günü
Saat 18.00'de
YYÜ Zeve Yerleşkesi Sosyal Tesisler'de
Havuz Başı'nda yapılmıştır.
   
    
Etkinliğimizle bir kez daha
Sayın Üyelerimiz ve yakınları
ile
Üniversitemizin diğer akademik ve idari personelinin bazıları
biraraya gelme fırsatı bulmuşlardır.
Katılımları için kendilerine sonsuz teşekkürlerimizi sunarız.
Ayrıca aramızda olan
Üniversitemizin yeni yönetim kadrosundan
Sayın Rektör Yardımcısı ve üyemiz Prof. Dr. Hülya ÖZDEMİR'e
Sayın Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Recai KARAHAN'a
Sayın Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hayrettin OKUT'a
Sayın Veteriner Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Serdar DEĞER'e
ve
Sayın İkdisat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bülent KARAKAŞ'a
bizi onurlandırdıkları için çok teşekkür ederiz.
VÜNİDER YK
--------------------------------------------------------------------------------------------------------
31 Mayıs 2007 Günü
Prof. Dr. Yücel AŞKIN'ın VÜNİDER'e Yaptığı Konuşma
Hayatımda hepinizin derin izleri oldu. Ve sanırım benim de hayatınızda izlerim oldu. Burası gibi olanaksız bir coğrafyada olanaksız birtakım işlerin olabileceğini herkese gösterdik. Bunu farklı biçimlerde değerlendirenler de olacaktır kuşkusuz. Ancak burada önemli bir proje bir noktaya getirilmiştir. Atılan temel sağlam olduğu için bu doğrultuda da devam edecektir. Belki zaman zaman yavaşlayabilir, duraksayabilir ya da daha da hızlanabilir. Rota düzenlemeleri olabilir. Ama ana çizginin devam edeceğini sanıyorum.

Burada yaşananlar ülke için de ilginç bir deneyim oldu, sadece Van için değil. Burada yaşadığımız tarih sadece bizim kendimize ait öznel bir tarih değildi. Daha farklı bir şeyi ilginç bir zaman döneminde birlikte yaşadık. Türkiye'de birtakım şeylerin anlaşılması bakımında burada yaşananlar da bir kırılma noktası oldu. Belki bugün ortaya çıkan sonuçların çoğu 2005 yılında köken alıyor. Dolayısıyla bu üniversite sadece kendi açısından kendi tarihinde önemli bir şeyler yaptığı bir dönem yaşamadı. Türkiye açısından da birtakım şeylerin, başladığı, anlaşıldığı, farkına varıldığı bir dönem yaşandı. Böyle önemli bir süreci birlikte yaşamış olmaktan ben de son derece mutluyum. Bu yemekte arkadaşların yaptığı değerlendirmeler benim için yapılanları tekrar düşünme fırsatı verecek ilginç değerlendirmeler oldu. Hepinize çok teşekkür ediyorum.
Dernekle ilgili birkaç şey söylemek isterim. Sanırım sıkıntı bütünü görememekte. Burada kendi kalıplarımız içinde bakıyoruz ve ancak yaklaşık 1600 akademisyenin olduğu bir üniversitede büyük gayret sonucunda bu kadar kişiyi bir araya toplayabiliyoruz. Gün kişisel prestij kazanma, kişisel hedefleri gerçekleştirme günü değildir. Ülke açısından kritik bir dönemi yaşıyoruz. Bunun farkında olmak lazım ve bu cephe büyütülmeli. Burada belki bir yol alındı, ama halen kritik bir çizgi üzerinde de gidiyoruz. Ülkedeki birtakım gelişmeler buraya çok daha radikal bir biçimde yansıyabilir. Bu projeyi sürdürme sorumluluğu bizlerin olacak. Benden çok sizlerin olacak. Benim bunu belli bir noktaya getirilmesine kadar belki bir katkım olmuştur. Bundan sonra sizlerin olacak. Bu bakımdan bu dernek üniversitenin geleceğindeki önemli hareket noktalarından biri olacaktır diye düşünüyorum.
Öğretim üyelerinin kurdukları dernekler genellikle Türkiye'de üniversite yönetimleriyle problemler yaşayan, üniversite içinde bir muhalefeti temsil eden kuruluşlar olarak algılanır. Bu dernekteki yaklaşımlarımız birçok başka kurumlardaki yaklaşımlardan da farklı oldu. Doğru birtakım projeler ortada varsa, dernek bu doğrultuda yönetimle bir oldu. Yönetimin uyarılması gerekiyorsa bu görevi de yerine getirdi. Bu bakımdan dernek üniversitenin geleceği açısından önemli.
Bu dernek hem ülke sorunlarına duyarlı ve hem de çağdaş bir üniversite sisteminin ne olması gerektiği konusuna kafa yoran bir kuruluş. Bu durum onu birçok yerdeki dernekten farklı kılıyor. Aynı şey, mesela kurduğumuz etik kurul için de söylenebilir.
Buradaki etik kurul diğer üniversitelerin yaptığı gibi, kimin başkalarının eserinden kaynak göstermeden alıntı yaptığını tesbit eden, sıradan bir etik kurul olarak düşünülmedi. Etiğin anlamını, etik değerden ne anladığımızı ve ne yapmamız gerektiğini sorgulayan, bunu anlatmayı ve yakınlaştırmayı amaçlayan bir kurum olarak düşünüldü. Bu bakımından bizim birçok üniversiteden farklı olduğumuzu düşünüyorum. Ancak bunun da gereğini yerine getirmek lazım.
Gelinen nokta kolay gelinmiş bir nokta değil. Buradakilerin nasıl bir sorumluluk taşıdıklarının, niçin burada bulunduklarının çok farkındayım. Ama bulunmayan da büyük bir kadro var. Onlara da durumu anlatmak lazım. Çünkü önümüzdeki günlerde güce de ihtiyacımız olacak gibime geliyor. Tabi bu güçten kastettiğim, salonda 500 kişinin bulunması değil, ne yaptığının farkında olan 500 kişinin 1000 kişinin 1600 kişinin bulunması. Bütün bunların bu dönemde temelleri atıldı. Umuyorum hepimizin duyarlılığı ve sorumluluk anlayışı çerçevesinde bu daha da gelişecek.
Üniversiteye ilişkin birçok şeyi paylaştık, ama özel hayatlarımızı da paylaştık. Yani şöyle bir bakınca hepinizle belki bir özel hayatım olduğunu da görüyorum. Bu öyle bir iş ilişkisi filan değil. Bazen bir problemi tartıştık; Alaattin'in dediği gibi Ece Ayhan üzerine konuştuk ya da Serap'ın dediği gibi Mozart üzerine konuştuk ya da Zühre'nin dediği gibi elektrik pilleri ne işe yarar üzerine konuştuk ya da Handan Hanım ile daha derin konularda anlaştığımız ve anlaşmadığımız konuları tespit ettik. Bunların hepsi özel alanlardır. Bu bakımdan, başta da söylediğim gibi, üzerimizde bıraktığı izler benim için derindir. Sanırım sizler için de derindir.
Hepinize bu büyük projeyi birlikte paylaştığınız, belli bir noktaya getirdiğiniz için katkılarınızdan dolayı teşekkür etmek isterim. Ayrıca o özel hayatlarımızda, gündelik hayatın kabusundan çıkıp bizlerin çok daha hoş şeyleri yaşamasını sağladığınız için sizlere teşekkürü bir borç bilirim.
Sağolun varolun.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------
23 Mayıs'da Ankara'da 6 vatandaşımızın ölümüne ve çok sayıda
vatandaşımızın yaralanmasına neden olan bombalı saldırıyı yapanların
amaçlarına asla ulaşamayacakları inancıyla bu vahşeti şiddetle
kınıyoruz. Bu tür haince saldırılar karşısında daha da
güçlenerek her zaman ulusumuzun yanında yer aldığımızı buradan
herkese bildirmek istiyoruz.
Saldırıda ölenlerin yakınlarına baş sağlığı, yaralılara acil şifalar dileriz.
VÜNİDER
YYÜ Senato Kararı'nı okumak için
--------------------------------------------------------------------------------------------------------
KAMUOYUNA
Bilimden, aydınlanmadan ve Cumhuriyetten yana öğretim elemanları olarak, 17 Mayıs 2006 tarihinde Danıştay 2. Dairesi'ne karşı gerçekleştirilen hain saldırıyı ve bu saldırının ardında yatan zihniyeti ve destekçilerini şiddetle lanetlediğimizi belirtir, derin üzüntümüzü kamuoyumuz ile paylaşırız.
Bu hain saldırıda yitirdiğimiz Sayın Mustafa Yücel Özbilge'nin ailesine, yakınlarına, hukuk camiasına ve tüm Türkiye'ye başsağlığı, yaralanan saygıdeğer yargı mensuplarına da acil şifalar dileriz.
Cumhuriyete sahip çıkmak hukuka ve adil yargıya sahip çıkmaktır.
VÜNİDER
--------------------------------------------------------------------------------------------------------
13 Mayıs 2007 Pazar Günü Yapılan
İzmir Cumhuriyet Gösterisi
İzlenimleri
İzmir'in Kordon Boyu, 10 Eylül 1922'den beri böyle çoşkulu bir kalabalık gördü mü? O günlerde Büyük Taarruz olağanüstü bir zaferle sona ermiş, Kurtuluş Savaşı'nın orduları düşmanı İzmir'de denize dökmüştü. 10 Eylül 1922 günü Anadolu'nun kurtarıcısı Mustafa Kemal Atatürk, çiçeklerle süslenmiş otomobiliyle Kordon'dan geçerken, İzmir halkı onu sevinç çığlıklarıyla selamlıyordu.

Ankara ve İstanbul'dan sonra en geniş katılımlı "Cumhuriyet Gösterisi" 13 Mayıs 2007 Pazar günü İzmir'de yapıldı. Van Üniversite Öğretim Elemanları Derneği (VÜNİDER) üyeleri, Türkiye Cumhuriyeti'nin diğer ucundan gelerek, son günlerde yaşanan toplumsal duyarlılıkları paylaşmanın heyecanıyla gösterilere katıldı.
Alsancak İskelesi'nden, İzmir Limanı yönünden ve kentin ara sokaklarından Kordon'a kalabalıkların akması saatler sürdü. Meydanlar, binalar ve körfez, ellerinde Türk bayrakları taşıyan insanlarla doldu. 10 Eylül 1922 günü İzmir'in Kordon Boyu'nda yaşanmış olan zafer çoşkusu, 85 yıl sonra büyük bir "vatana sahip çıkma gösterisi" halinde yeniden doğdu. Anadolu'yu emperyalist işgalden kurtarıp dünyaya büyük bir özgürlük ve bağımsızlık dersi veren halkımız, bugün de İzmir'in meydanlarında yeni bir dersi şu sözlerle özetledi: NE ABD NE AB YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE, TÜRKİYE LAYİKDİR LAYİK KALACAK ve NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.
Bu seslerin arasında ne bugünkü hükümetin protesto edilmesi ne de siyasi partilerin birleşmesi sloganlarının artık önemi kalmadı. Onlar utançlarıyla baş başa bırakıldı.
Sloganlar, ıslıklar, davullar ve müzik sesleri meydanlarda dalga dalga yankılanırken, denizi dolduran balıkçılar, gemiciler ve tekneciler sirenlerini hiç susturmadılar. Tüm bu uğultu "biz buradayız" diyordu, "güçlüyüz" diyordu ve "asla yıkılmayacağız" diyordu.
Türk halkını aşağılamayı marifet sanan, kendi ülkesine yabancılaşmış olan ve kendini başka bir şeyler sayma gayreti içinde bulunan herkesin "Cumhuriyet Gösterileri" sayesinde haykıran seslere kulak vermesini ve en kısa zamanda bundan gereken dersleri çıkarmasını ümit ediyoruz.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------
VÜNİDER’in
14 Nisan’da Ankara’da Yapılan
Cumhuriyete Sahip Çık Mitingi
İzlenimleri
“Cumhuriyetin Değerlerine ve Kurumlarına Sahip Çık!” çağrısının laik ve yurtsever yurttaşlarda yarattığı etki ile çeşitli çevrelerden gelen tepki, değerlendirme ve söylentilerin birbirine karıştığı tartışmalar, rektörler toplantısı bildirisinin yankıları ve yürüyüşe üniversite olarak katılımın yasal olup olmadığı konusundaki değerlendirmeler arasında geçen birkaç günün ardından, akıllarımızı, yüreklerimizi ve daha aydınlık bir Türkiye’ye dair değerlerimizi ortak bir seslenişe katabilmek için 13 Nisan günü yola çıktık. Basın “Cumhuriyete Sahip Çık” adı verilen mitinge 135 sivil örgütün katılacağını bildiriyordu. Bu 135’in içinde VÜNİDER’in sayılıp sayılmadığını bilmiyoruz.
   
20 saat süren bir yolculuktan sonra, sabah saat 9:30’da Tandoğan Meydanı’na girdik. Meydan büyük boy Türk bayrakları ile Atatürk posterleriyle süslenmişti. Dev bir ekrandan miting alanının görüntüleri yansıtılıyordu. Beklentinin üzerinde katılımın gerçekleşeceği daha bir gün öncesinden belliydi. Caddeler ve ara sokaklar yüz binlerce insanın taşıdığı bayraklarla adeta kırmızı beyaza boyanmıştı.
Katılımcıların Anıtkabir yönüne doğru ilerlemeleri ve AKM yönünden gelenlere meydanda yer açmaları için sürekli anonslar yapılıyordu. Bir görevli VÜNİDER’i kortejde yerini almak üzere Anıtkabir yönüne doğru ilerleyen grupların arasına davet etti. Dernek pankartını taşıyan dört VÜNİDER üyesi, bu insan denizinin ortasında alkışlarla birlikte “ hoş geldiniz”, “Yücel Aşkın’a yapılanları biliyoruz” sözlerinin birleşerek büyüdüğü seslerin arasından yürümeye başladılar. Adlarını bilmedikleri dostlar arasında olduklarını hissediyorlardı.
Bizler orada çok kararlı, ülkesine ve rejimine sahip çıkan, güvenli bir ülkede yaşamak için gereken her şeyi yapacak yurttaşlarımızla birlikte yürüyebilmenin kıvancını ve heyecanını derinden yaşadık.
   
Yol boyunca yükselen seslere kulak verdik: Bir yandan binlerce sesin oluşturduğu koronun söylediği "Onuncu Yıl" ve "Ankara Marşı" hoparlörlerden yükselen "Bir Başkadır Benim Memleketim" şarkısına karışırken, diğer yandan "Yarın Çok Geç Olacak", "Cumhuriyete Sahip Çıkalım", "Cumhuriyet İçin Birleşin", "Tayyip Baksana Kaç Kişiyiz Saysana", "Kasımpaşa İmamı Kaça Sattın Vatanı", "Ulusal Onurumuz Tüm Değerlerin Üstündedir", "Türkiye Laiktir Laik Kalacak", "Çankaya Mollalara Verilemez", "Ne Postal Ne Takunya Cumhurundur Çankaya" sloganları ile Ankara çınlıyordu.
Cumhuriyet Yürüyüşü’ne resmi başvuruyla katılan Akdeniz, Celal Bayar, Cumhuriyet, Çanakkale, 18 Mart, Ege, İnönü, İstanbul, Marmara, Mehmet Akif Ersoy, Mimar Sinan Güzel Sanatlar, Namık Kemal, Niğde, 19 Mayıs, ODTÜ, Sakarya, Uludağ, Yıldız Teknik, Bahçeşehir, İstanbul Kültür, Yeditepe, Gazi ve Kocaeli üniversitelerinin öğretim üyeleri, akademik kıyafetleriyle Anıtkabir’e yürürken halkın sempati ve güven ifade eden sözleriyle alkışlanıyorlardı. Bu sahneleri izlerken akademisyen olma gururumuzun, buruk bir duyguyla gölgelenmesinin ince sızısını hissedip, gözlerimizi birbirimizin gözlerinden kaçırmaya çalıştık.
Yüzbinlerce katılımcının Anıtkabir ziyareti sürerken, kalabalığın bir ucu Hipodrom tarafında bulunuyordu. “demokrasi bizim için bir amaç değil araçtır, amacımıza ulaşana kadar demokrasiye bağlıyız”, “demokrasi bizim için bir tramvaydır, istediğimiz durağa gelince ineriz” sözleriyle demokrasiyi demokrasinin imkânlarıyla yok edebileceğini belirten R. Tayip Erdoğan’a 'Toplumsal Uzlaşma' içinde verilen yanıt, “Demokrasi Gericiliğe Hoşgörülü Değildir" biçimindeydi.
Türkiye'nin ana gündemi olan, etkisi ve katılımın nasıl olacağı hakkında tahminlerde bulunulan, aynı zamanda dünyada da merakla beklenen Cumhuriyet'e Sahip Çık Mitingi Laik Ulusalcı ve Çağdaş vurguların ağırlıkta olduğu bir ortamda, adeta bir şölen havasında devam etti.
Mitingin ülkenin aydınlık geleceğine bir iz bırakacağı, mitinge katılan bizlerde yarattığı olumlu etki nedeniyle hissedilebiliyordu. Orada ülkenin her kesiminden Cumhuriyet’e inanmış yurttaşlar vardı. Bizler inanıyoruz ki, bu yurttaşların haklı isteklerinin görmezden gelinmesi gelecek kuşaklara açıklanabilecek bir şey değildir.
Bizler VÜNİDER olarak böylesi onurlu bir yürüyüşe katılmanın kıvancını taşımakta ve “Cumhuriyete Sahip Çık Mitingi’nde biz de vardık” diyebilmenin derin huzurunu yaşamaktayız.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------
ANKET
(30. 03. 2007)
Van Üniversite Öğretim Elemanları Derneği (VÜNİDER) üniversite ve kent arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi konusunda çalışmalar yürütmek istemektedir. Bu çalışmalara dayanak oluşturacak bir anket düzenlenmiştir. Van’daki kurum ve kuruluşlara yönelik olarak hazırlanan bu anket, üniversite ile kent arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi ve yapılacak çalışmalarının planlanması için büyük önem taşımaktadır.
Saygılarımızla
VÜNİDER YK
--------------------------------------------------------------------------------------------------------
KINAMA
(30. 03. 2007)
16 Şubat 2007 Cuma günü Üniversitemizde dokuz adayın katıldığı rektörlük seçimi yapılmıştır. Yapılan seçim sonucunda adaylardan üçü elenmiştir. Bu elenen üç adaydan biri olan Eğitim Fakültesi Dekanı Sayın Prof. Dr. Rauf Yıldız, seçimden sonraki ilk mesai günü kendi fakültesinden iki bölüm başkanına görevleri ve bölüm başkanlıkları hakkında birer yazı göndermiştir.
konusu yazılarda bölüm başkanlarına bugüne kadar yaptıkları hizmetler için teşekkür edilmekte ve bundan sonraki çalışma hayatlarında başarılar dilenmektedir. Bu yazılar görev süresi dolmayan bölüm başkanları için bir şey ifade etmemesine karşın dekanlıkça bu yazılardan sonra bölüm başkanlığının değiştirildiği kabul edilmiş ve böylece keyfi bir uygulama yapılmıştır.
Dekanlık açık ve net bir görevden alma yazısı bile yazmadan ilgili bölüm başkanlarını görevlerinden almıştır. Buna en büyük kanıt, söz konusu bölümlerde bölüm başkanının imzalaması gereken evraklara bölüm başkanı olarak başka adların açılması ve imzalatılmasıdır.
Bu uygulama profesyonel işleyişe sahip bir kurumda asla olumlu karşılanamayacak bir tutumdur. Bu “ben yaptım oldu” ya da “ben istediğimi yaparım” tutumudur ki, akademik bir ortamda asla kabul edilemez.
Bu uygulamanın seçimlerden hemen sonra yapılması, amacının kendisine oy vermeyen fakülte öğretim üyelerini cezalandırmak olduğu fikrini öncelikli olarak akla getirmektedir. Bununla birlikte bölüm başkanlığı görevinden alınma yazısının usulünce yazılmaması bu düşüncemizde haklı olduğumuzu göstermektedir.
Bu nedenlerle söz konusu durumun akademik ve insani etik değerleri hiçe saymak olduğunu düşünüyor ve bu davranışı şiddetle kınıyoruz. Çağdaş, bilimsel ve akademik kimlikle asla bağdaşmadığını kabul ettiğimiz bu tür eğilimlerin her zaman karşısında duracağımızı ve benzer olayların her zaman takipçisi olacağımızı kamuoyuna bildiririz.
VÜNİDER YK
--------------------------------------------------------------------------------------------------------
YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ REKTÖR ADAYLARINA
(22. 12. 2006)
Türk siyasi hayatında, siyaset yapma ve siyasetten aldığı yetkiyle yönetme olguları iki ana kanaldan yürütülmektedir. Bunlardan birincisi ve yaygın olanı, gücünü popülist yaklaşımlardan alarak iktidara gelen ve iktidarda iken kapalı kapılar ardında kendi seçkinlerine verdiği vaatleri yerine getirmeyi amaç edinen, ilkesiz bir menfaat paylaşımını öngörür. İkincisi ise hizmet edeceği bütünün çıkarlarını ilkeler bazında işletir ve her ne olursa olsun prensiplerden taviz vermez.
Biz VÜNİDER olarak:
● Siyaset yapma kanallarından ikincisini benimseyen, başka bir deyişle Yüzüncü Yıl üniversitesi’nde prensipler bazında hizmet edecek bir Rektör seçmek istiyoruz.
● Rektörlük seçimleri üzerine düşünürken kişisel pazarlıklarla nasıl iktidar alanlarının paylaşıldığını değil, üniversitenin temel sorunlarına Rektör adayların nasıl çözüm önerileri getirdiğini duymak istiyoruz.
● Bu konuda Rektör adaylarının Yüzüncü Yıl üniversitesi’nin gelecek 4 yılı için akademik, sosyal ve ekonomik anlamda neler yapmayı istediklerini, bu isteklerini nasıl gerçekleştirmeyi düşündüklerini öğrenmek istiyoruz.
● üniversitemizin sorunlarının çözümünde açık iletişimden yana olan tavrı görmek, gelecek 4 yılın kontratı niteliğindeki programı öğrenmek ve bunlara bağlı olarak hizmet süresince üniversite yönetimini etkilemek istiyoruz.
VÜNİDER olarak ilk etapta cevaplamanızı beklediğimiz sorular şunlardır:
Rektör olmanız Yüzüncü Yıl üniversitesi’ne açık ve net bir biçimde neler kazandıracaktır? Başka bir ifadeyle, niçin rektör olmak istiyorsunuz?
Yüzüncü Yıl üniversitesi’nin mevcut koşullarında hedeflerinize ulaşmak için hangi olanakları kullanacaksınız?
Yüzüncü Yıl üniversitesi’ni bir çekim merkezi haline getirmek için ne yapmayı düşünüyorsunuz?
Yüzüncü Yıl üniversitesi akademik performansını artırıcı önlem ve projeleriniz nelerdir?
Yüzüncü Yıl üniversitesi’nin evrensel değerlerle donatılmasına ne gibi katkılar sağlamayı düşünüyorsunuz?
Yüzüncü Yıl üniversitesi öğretim elemanlarının sosyal haklarının korunması konusunda neler yapacaksınız?
Yüzüncü Yıl üniversitesi’nin kentle iletişiminin geliştirilmesi konusunda ne gibi projeleriniz bulunmaktadır?
Yüzüncü Yıl üniversitesi yerleşkesinin daha yaşanılır bir duruma getirilmesi için neler yapmayı planlıyorsunuz?
Yüzüncü Yıl üniversitesi’nin idari ve akademik yapısının daha kaliteli duruma gelmesi için projeleriniz var mı?
üniversite yönetiminde şeffaflık ilkesinin yer alması için ne yapmayı düşünüyorsunuz?
Yukarıdaki sorularda ele alınan konuların Rektör olmanız durumunda VÜNİDER tarafından izlenmesini kabul ediyor musunuz?
VÜNİDER
--------------------------------------------------------------------------------------------------------
VAN ÜNVERSİTE ÖĞRETİM ELEMANLARI DERNEĞİ (VÜNİDER)
BASIN AÇIKLAMASI
(14. 06. 2006)
Van üniversite Öğretim Elemanları Derneği (VÜNİDER) 10 Haziran 2006 günü ilk Genel Kurul Toplantısı’nı yapmıştır. Toplantıda yapılan oylamada Sinan KILIÇ, Mustafa KARABIYIKOĞLU, Tamer EDİRNE, Funda MASDAR, Hüseyin YüKRüK, Caner IŞIK ve Alper GüVEN Yönetim Kurulu üyeliğine; Handan TUNÇ, M. Bülent ASMA ve Tuğrul ERBAYDAR ise Denetim Kurulu üyeliğine seçilmişlerdir.
Seçilen yeni Yönetim Kurulu’nun bugün (14 Haziran 2006 Çarşamba) yaptığı ilk toplantıda Dernek Başkanlığı’na Fen-Edebiyat Fakültesi’nden Dr. Mustafa KARABIYIKOĞLU, Başkan Yardımcılığı’na Tıp Fakültesi’nden Dr. Tamer EDİRNE, Genel Sekreterliği’ne Fen-Edebiyat Fakültesi’nden Arş.Gör. Sinan KILIÇ, Dernek Saymanlığı’na Güzel Sanatlar Fakültesi’nden Arş.Gör. Funda MASDAR, Basın ve Halkla İlişkilerden sorumlu yönetim kurulu üyeliğine Eğitim Fakültesi’nden Dr. Hüseyin YüKRüK, Bilimsel Etkinliklerden sorumlu yönetim kurulu üyeliğine Fen-Edebiyat Fakültesi’nden Öğr. Gör. Caner IŞIK, Örgütlenme ve Sosyal İlişkilerden sorumlu yönetim kurulu üyeliğine Ziraat Fakültesi’nden Dr. Alper GüVEN getirilmiştir.
Yönetim Kurulu ilk toplantısında üyelerinin sorunlarını paylaşmak, üniversitemizdeki bilimsel çalışmaları geliştirmek, kentimiz Van ile ilişkileri daha verimli hale getirmek ilkeleri doğrultusunda görüş birliğine varmıştır. Bu amaçlar doğrultusunda üniversitemizin çağdaş ve demokratik ilkelere bağlı tüm öğretim elemanlarını derneğimize katılmaya davet ediyoruz.
VÜNİDER Yönetim Kurulu
--------------------------------------------------------------------------------------------------------
ÜNİVERSİTEMİZİN DEĞERLİ ÖĞRETİM ELEMANLARINA VE KAMUOYUNA
(10. 02. 2006)
Yüzüncü Yıl üniversitesi’nde çalışan öğretim elemanları olarak, düşüncelerimizi paylaşabileceğimiz, tartışabileceğimiz, bilimsel yaklaşımlarımızdan yola çıkarak birlikte bazı sosyal çalışmalar gerçekleştirebileceğimiz bir etkileşim ve etkinlik zeminine yıllardır gereksinim duyuyorduk.
Ülkemizdeki yüksek öğretim kurumlarının son zamanlarda karşı karşıya kaldığı siyasi baskılar hepimizce bilinmektedir. üniversitemizde de bu çerçevede son derece üzücü bir dizi olay yaşadık. üniversiteleri sadece öğretim yapılan yerler olmaya sürükleyen yaklaşımlar karşısında, üniversitenin toplumsal sorumluluklar üstlenen kurumlar olması, öncü ve süre giden durumu sorgulayıcı roller üstlenmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Yaşadığımız süreç önceden beri var olan dernekleşme gereksinimimizi ertelenemez hale getirmiştir.
Yüzüncü Yıl üniversitesi birimleri Doğu Anadolu bölgesinde dört il yayılmış bir bölge üniversitesi özelliği taşımaktadır. Bu bölgenin herkesçe bilinen birçok sorununun aşılmasında Yüzüncü Yıl üniversitesi öncü rol üstlenmektedir. Bizler ancak kaliteli ve örgütlü akademik kadroların ürettiği çözümlerle sorunların aşılabileceğini düşünmekteyiz. Bu nedenle Van’da, gelecekte yeni yüksek öğretim kurumlarının da açılacağını düşünerek sosyal, kültürel ve bilimsel alanda faaliyet gösterecek bir Van üniversite Öğretim Elemanları Derneği (VÜNİDER) kurmuş bulunuyoruz.
VÜNİDER öğretim elemanı olmanın gerektirdiği toplumsal sorumluluktan hareketle Cumhuriyet’in temel ilkelerine sahip çıkmayı hedeflemektedir. Amaçları arasında üniversitede bilimsel çalışmaları geliştirmek, bilimsel araştırmalar düzenlemek ve akademik yaşamın her aşamasında bilimsel ölçüt ve düşüncelerin egemenliğini korumak ve sağlamak, bilimin toplumsal işlevlerini geliştirmek yer almaktadır. VÜNİDER’in aynı zamanda kentle, öğrencilerimizle ve diğer kurumlarla ilişki içinde olacak bir yapı olmasını arzu ediyoruz.
Bizler VÜNİDER’in kuruluşu için gerekli olan işlemleri tamamlamayı üstlendik ve derneğimiz 10 Şubat 2006 Cuma günü tüzel kişiliğine kavuştu. Yukarıda özetlenen ve tüzüğümüzde ayrıntısıyla ifade edilen hedeflere ulaşmak için benzer duyarlılıkları paylaşan Van ve çevresindeki tüm üniversite öğretim elemanlarını derneğimize üye olmaya ve sahip çıkmaya davet ediyoruz.
Prof. Dr. F. Nafi ÇOKSÖYLER
Van üniversite Öğretim Elemanları Derneği
Kurucu üyeleri Adına
Geçici Yönetim Kurulu Başkanı |